8 Eylül 2009 Salı

Yedikule Marulu



İstanbul surlarının Topkapı'dan Yedikule'ye(denize doğru olan kesim) uzanan kısımlarını görmüş olanlar belki farketmiştir, koca ve tarihi (bir kısmı restorasyon yapalım diye mahvedilmiş) sur dipleri bir bostan görünümündedir. Surların boyunca denize doğru uzanan yolun bir tarafı İstanbul'un en eski mezarlıkları diğeri ise en eski bostanlarıdır. Yıllar içinde ortadan kaldırılmaya çalışıldı ise de hala direnen bu küçük bostanlar farkında olmayan ve bu durumdan rahatsız olan bir çok İstanbul sakininin (dikkat ederseniz İstanbullu demekten kaçınıyorum)sofralarını şenlendiren bilumum yeşilliğin kökenidir. Bir zamanlar su dolu hendekler günümüzde oldukça yükselmiş minik vahalar olarak duruyor, vaktiniz varsa durup istediğinizi almaktan çekinmeyin derim. Neyse lafı uzatmadan esas konumuza dönelim, Yedikule marulu. Bilimsel adıyla Lactuca Sativa var. Longifolia, benim çocukluğumun tek marulu idi, bir de kıvırcık bilirdik. Ne Lolo rosso lar ne de atom adı verilen o sefil hamburgerci işi marulsu henüz pazarları işgal etmemişti. (Yanlış anlaşılmasın atom adı verilen Lactuca sativa var. acephala dışında her marul kabulum yeter ki gün eksilmesin mutfağımdan. ). Bu İstanbul'un pek sevdiği marul, Romalıların batıya taşıdıkları kökeni muhtemelen Anadolu olup, sonra kılıktan kılığa girmiş ailenin ağababası olması pek muhtemel. Bu yüzden İtalyanlar hala bu marula Lattuga Romana demekten çekinmiyorlar. Romalı tarihçi Plinius'un bahsettiği marul gerçekten bu marul mudur bilemiyorum ama adı bir defa yapışmış, ben de maalesef tarihçi değilim. Ancak uzmanlara göre bu marul'un bu coğrafya da uzun zaman var olduğunun kanıtları çok, geç mısır dönemi mezar süslemelerin de oldukça sık işlenen bir motif. Amerikalılar'ın Romaine olarak adlandırdığı bu marula Britanya ve eski kolonilerin de "Cos" marulu deniliyor. Şimdi buradan yola çıkan bir yığın insan da İstanköy adasının Rumca ismi Kos olduğundan marul'un kökenini orası sanıyorlar. Kızılacak bir durum yok, benim milletimden bir yığın cahil Bodrum'un kapı komşusunun Türkçe adını bilmiyor ya da söylemekten utanıyorsa ve hala İstanköy'e Kos diyorsa,elin Britanyalı'sı, Avustralyalı'sı ne yapsın değil mi? Aslında mesele pek basit zira onlar ismi muhtemelen Araplar'dan almış olmalılar, uzman dostlarıma sordum, Arapça da Kus veya Hus marul manasına geliyormuş. Şimdi gelelim kafa karıştıran bir iki noktaya daha, o da Langa marulu diye bilinen marul. Efendim her ikisi de aynı marul, zira şu anda Yeni Kapı Feribot iskelesinin ardında ki ve MarmaraRay için kazılan ve arkeolojik olarak bir harikalar diyarı olan alan, bir zamanlar Vlanga Bostanı denilen yer. Vlanga ismi gel zaman, git zaman "V" nin yitirilmesi ile Langa'ya dönüşmüş. Ve hatta bir not ta şöyle düşeyim şimdi Davut Paşa diye adlandırılan semt aslında Davut Paşa değil. Yüzyıl başında ki Davut Paşa'da Langa'nın sahil tarafı. Şimdi tekrar gelelim işin esas kısmına, yedikule marulu günümüz de de var, bazen yağlı olarak adlandırılıyor, çünkü yapraklarına elinizi sürerseniz yağlı bir his verir. Sıcağa çok dayanıklı olduğundan kolay kolay bozulmasa da dış yaprakları kartlaşır ve dibinden kırdığınız da süt akar. Bu süt diye adlandırılan özsuyu da,eh az biraz acıdır yani. Bu yüzden bugünlerde manavlar bu şifalı kısmı yolup atıyorlar ki çok yazık. Zira eski mutfağın baş bahar yemeklerinden kuzu kapama da kullanılan marul bu olduğundan, bu baş yapıtın taze kuzu etine verdiği kekre tat buradan gelmelidir. Müdahale şansınız varsa aman dış yapraklarını yoldurmayın.Bunu özellikle atlamadan eklemek istiyorum, çünkü eskilerin bildiği, şimdiler de Amerikan sağlık otoritelerinin doğruladığı bir nokta var o da, kanserle savaşacaksanız Yedikule marulu nu sofranızdan eksik etmeyeceksiniz. Şu atom denen saçmalığı neden alıyorum diye sorduğumda, bozulmuyor cevabını alıyorum, oysa yapraklarını ayırmadan ve yıkamadan kasap kağıdına sarılı olarak buzdolabında en az on gün saklarsınız, yani bahaneniz kalmadı, marulunuza sahip çıkın.

2 yorum:

Eda dedi ki...

Marul saklama konusundaki bu bilgiyi bilmiyordum, paylaşım için teşekkürler..
Beyaz kısmı bence de özenle soyulmalı ve yenmeli, çok faydalı..
yaşasın yeşillikler :)

Adsız dedi ki...

Sayın Ayhan bey,

tarihçi değilim demişiniz ama pes vallahi, lütfen devam ediniz.
saygılarımla.

Nevzat Eker