28 Eylül 2009 Pazartesi

Hint Nev-i Sefertası Servisi


Fast-food modası çıkalı herhalde bir yirmi seneyi geçti galiba. Ve bu yirmi yıl içinde sefertası kültürümüzü tamamen yitirdik. Tembelliğimize mi geldi nedir? bilemiyorum ama artık işe ve okula yemek götürmek artık kültürümüz de yer almıyor. Benim gibi birkaç kişinin dışın da mecbur olmadıkça kimsenin bu işe gönül koyduğunu da sanmıyorum. Koca bir iş ya da okul yılı boyunca hiç olmaz ise arada sırada evden bir şeyler taşımak neden bu kadar kötü ve demode bir faaliyet olarak görülüyor bence ciddi bir saçmalık. Neyse ki dünya da hala kültürüne ve sağlığına ve dahi damak tadına önem veren uluslar var. Daha önce Japon lardan bahsetmiştim, Bento adlı sefertası kültürü sapasağlam durduğu gibi bize fast-food’u postalayan ABD bile yaygınlaşmaya başladı. Öte yandan Hindistan’dan bahsetmeden de geçmeyelim. Onların sefertası geleneği de oldukça eski (sanki bizim ki değil-adı üstünde sefer tası) ancak bizim gibi maskaralaşıp reddetmedikleri gibi uzun süren Britanya sömürge tarihine d baskın çıkmış bir gelenek. 1860 lı yıllarda Britanya lı yöneticilerin yemeklerini beğenmedikleri için evden getirilen yemeklerini taşıtacak birini bulmak ile başlamış bir gelenek Tiffin-Wallah çılık. En kolay tabiri ile sefertası taşımacılığı. Eski İngilizce de hafif öğle yemeği olan Tiffin ile meslek sahibi manasına gelen Urdu’ca wallah ile birleşince ortaya Tiffin-Wallah kelimesi çıkmış. Tiffin Wallah anlaşılacağı gibi sizin işyerinize öğleye doğru evinizde pişen yemekleri size tam öğle vakti getirmekle yükümlü insanların mucizevî bir organizasyonu. Özellikle Mumbay kentin de Sendikaya kayıtlı 5000 in üstünde Tiffinci, evlerden alınan sefertaslarını o çılgın şehirde tam belirtilen saatler de 150,000 den fazla alıcıya yetiştirmekle para kazanıyor. Anlatıldığına göre, ölüp kalmadıkları takdir de hizmette ne aksama oluyor ne de gecikme. Ayda şimdi ki döviz kurundan 10 TL verdiğiniz takdirde Mumbay Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde herhangi bir adresten başka adrese gıda ikmali yapmanız mümkün oluyormuş. Dolayısı ile sistemin özünde evde o saatlerde yemek yapacak bir eş, anne ya da aşçı( anladığım kadarı ile zenginlerin evin de bu durum söz konusu) bulunmadığı takdir de pek işe yaramıyor. Ayrıca rekabet etmek için de pek şansınız yok sanıyorum, Tiffinci olmak için Mumbay’ın komşu kenti Puna’da doğmanız ve diğer Tiffinciler ile akraba olmanız gerekiyor. Ama İstanbul ili sınırları için de bu işe kalkışacaksanız bana haber vermenizi isterim.

Bu Nasıl Keyif?


Av ve avcılık karşıtı değilim ve hiçbir zaman da olmadım. Ancak avcılıktan da genel olarak hoşlanmıyorum. Sadece koskoca insanların, koca tüfeklerle kendini koruyamayan küçücük kuşları ve nesli tükenen hayvanları öldürürken bu işi spor olarak adlandırmalarını anlayamıyorum. Bu bir spor ise elinizde bir bıçakla yaban domuzu avına çıkın ya da köpekbalıklarının arasına dalın, görelim sportmenliğinizi, işte bunu sportmenlik olarak anlarım. Ya da atıcılıktan bahsediyorsanız, girin spor kulüplerine becerinizle bize olimpiyat madalyası falan kazandırın. Maalesef eline içi fişek dolu iki silahı alan çayır bayır dolaşıp uçan kaçan herşeye ateş ediyor. Madem bu iş illa yapılacaksa, bari bazı ülkeler de yapıldığı gibi hayvanlar bu amaç için yetiştirilsin ve doğaya salınsın, bu sayede hem yaban hayatına katkı olur hemde kırsal kesim de iş sahaları açılır. Yoksa o küçücük kuşları beleşe getirip yeseniz ne olacak yemeseniz ne olacak, bir fişeğe verdiğiniz paraya karnınız mı doyacak?. Öte yandan ava çıkan bir çoğunun ne avladığını bildiğini de sanmıyorum, vurduğu hayvanın soyu tükeniyor mu? biliyor mu acaba? Sanmayın ki bu sadece bize özgü, maalesef AB ye girersek kuşlarımız kurtulur sanıyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz derim. Avrupa'dan Afrika'ya göç eden kuşların yolu olan İtalya'da binlerce İtalyan aynen bizde ki gibi şu aralar ellerinde bir silah uçan herşeyi vurup öldürmekle meşgul, o da yetmiyormuş gibi yeni AB üyesi fakir fukara ülkelere avlanmaya gidip soyu tükenmek de olan kuşları da avlamaktan çekinmiyorlar. İtalyan yöneticilerine bakılırsa kanunları uygulamak da zorlanıyorlarmış, bu da yetmiyormuş gibi Franco Orsi diye bir zat türemiş olan kanunların daha da gevşetilmesini istiyormuş. Opera ve sanatın beşiği böyleyse vah halimize diyelim ama da onlar böyle diye biz de buna göz yummayalım, spor falan diye de kendimizi kandırmayalım. Alın çiftlik bıldırcınını, kazını, ördeğini, çiftçin kazansın, attığın kurşun saçmalarınla da ne doğa kirlensin ne de çocukların zehirlensin, ya da her vurduğun için 5 tane üret doğaya sal ki ardından rahmetle analım, atıcılık kulüpleri de kağıt ve okey oynama mekanı olmasın.